38,0415$% 0.26
42,3833€% 0.35
49,9380£% 0.1
3.809,13%0,34
3.112,82%-0,05
9.484,26%-0,41
Son yıllarda meydana gelen depremler, Türkiye’deki yapı güvenliği ve deprem riski konularını tekrar gündeme getirmiştir. Jeofizik Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Ali Osman Öncel, bu konudaki önemli açıklamalarıyla dikkat çekiyor.
Prof. Dr. Öncel, Türkiye’nin deprem risk alanlarını değerlendirirken, özellikle Kuzey Anadolu Fay Hattı, Doğu Anadolu Fay Hattı ve Batı Anadolu’daki açılma zonlarının en riskli bölgeler olduğuna dikkat çekti. Arabistan Levhası’nın kuzeye hareketi ve Anadolu Levhası’nın batıya kayması, bu bölgelerde büyük depremlerin yaşanmasına sebep olmaktadır. Ayrıca, Ege Bölgesi’nde bulunan Menderes ve Küçük Menderes fayları da önemli bir deprem riski taşımaktadır.
2012 yılına kadar sınırlı olan fay bilgisi, son dönemlerde yapılan bilimsel araştırmalar neticesinde önemli ölçüde gelişmiştir. Bilinen fay sayısı 486’ya ulaşmış olsa da, bu durum tüm fayların keşfedildiği anlamına gelmemektedir. Prof. Dr. Öncel, yeni fay hatlarının tespit edilmesinin deprem riskini azaltmak için kritik öneme sahip olduğunu vurgulamaktadır.
Deprem riskine karşı alınabilecek en etkili önlem, binaların sağlam ve güvenilir zeminler üzerine, uygun malzemelerle inşa edilmesidir. Prof. Dr. Öncel, yapı denetimi sürecinin yalnızca bina tasarımını değil, aynı zamanda zemin analizlerini de kapsaması gerektiğinin altını çizmektedir. Tüm binalarda zemin etüt raporlarının zorunlu hale getirilmesi ve belediyelerde jeofizik mühendislerinin istihdam edilmesi gerektiğini belirtmektedir.
Mevcut deprem haritalarının gerçek tehlikeyi yeterince yansıtmadığını belirten Prof. Dr. Öncel, bu haritaların tüm zeminleri “kaya” kabul ettiğini ve bu nedenle gerçek riskin göz ardı edildiğini ifade etmektedir. Özellikle, 6 Şubat 2023 depremlerinde beklenen maksimum yer ivmesinin 0.6 olması beklenirken, gerçekte bu değerin 1.8-2 civarında gerçekleşmesi, zemin farklılıklarının yeterince dikkate alınmadığını göstermektedir.
Prof. Dr. Öncel, deprem dayanıklılığı için betonarme yerine çelik-betonarme sistemlere geçiş yapılması gerektiğini önermektedir. Japonya’da yapılan araştırmalar, tamamen çelik yapıların deprem sırasında yıkılmadığını, ancak yangın riski nedeniyle ek önlemler alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, 1999 depreminde yıkılan binaların yaklaşık %50’sinin korozyon nedeniyle zarar gördüğü tespit edilmiştir.
Denizaltı fay hatlarının yeterince incelenmediğini belirten Prof. Dr. Öncel, 30 Ekim 2020 tarihinde meydana gelen Sisam depreminin deniz kaynaklı olmasına rağmen İzmir’de büyük hasara yol açtığını hatırlatmaktadır. Bu nedenle, Ege, Akdeniz ve Karadeniz’deki fayların da detaylı bir şekilde incelenmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Vatandaşların yaşadıkları binaların Yapı Denetim Belgesi olup olmadığını sorgulamaları gerektiğini belirten Prof. Dr. Öncel, bina kimlik kartı uygulamasının yaygınlaştırılması gerektiğinin altını çizmektedir. Ayrıca, deprem risk analizlerinin bina sakinlerinin onayına bırakılmadan zorunlu hale getirilmesi gerektiğini ifade etmektedir.
Türkiye’de uzman mühendislik kavramının tam olarak uygulanmadığını belirten Prof. Dr. Öncel, Japonya ve Kuzey Amerika’da mühendislerin uzmanlaşabilmesi için en az 5 yıl deneyim kazanmaları ve çeşitli sınavlardan geçmeleri gerektiğini dile getirmektedir. Türkiye’de ise bu tür bir zorunluluğun yakın zamana kadar bulunmadığı belirtilmektedir. 6 Şubat 2023 depreminin ardından inşaat mühendisleri için deneyime dayalı sınırlamalar getirilmiş olsa da, jeofizik mühendisliği için benzer bir düzenlemenin henüz yapılmadığı aktarılmaktadır.
İnşaat projelerinde jeofizik mühendislerinden yeterince faydalanılmadığını belirten Prof. Dr. Öncel, 2012 yılında yürürlüğe giren Yapı Denetim Kanunu’nun yalnızca bina mühendisliğini denetlediğini, zemin etütlerini kapsamadığını ifade etmektedir. Bazı yıkılan binaların zemin etüdü raporu olmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle, hem yapı mühendisliği hem de zemin mühendisliğinin birlikte ele alınması gerektiği vurgulanmaktadır.
Prof. Dr. Öncel, belediyelerde jeofizik mühendislerinin istihdam edilmesinin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. 2013-2014 yıllarında yapılan bir ankete göre, İstanbul’daki ilçe belediyelerinin %55’inde jeofizik mühendisinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu eksiklik, yapılaşma süreçlerinin yetersiz bilgilerle yürütülmesine neden olmaktadır.
Prof. Dr. Öncel, deprem güvenliği için en önemli adımın denetim süreçlerinin güçlendirilmesi olduğunu belirtmektedir. Binaların yalnızca yapısal güvenliğinin değil, zemin güvenliğinin de kontrol edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Belediyelerde jeofizik mühendislerinin istihdamı zorunlu hale getirilmeli ve bireyler de yaşadıkları binaların deprem dayanıklılığı konusunda bilinçli olmalıdır.
Sonuç olarak, Prof. Dr. Ali Osman Öncel, deprem riskini azaltmak için alınacak önlemlerin hem maddi hem de manevi kayıpları önemli ölçüde azaltacağını belirtmektedir. Sağlam yapılar, doğru zemin analizleri, etkili denetim süreçleri ve bilinçli bir toplum, depremle yaşamayı öğrenmenin temel adımları olarak öne çıkmaktadır. Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yüzleşmesi ve bu konuda kalıcı çözümler üretmesi bir zorunluluk haline gelmiştir.
Kaynak: Timetürk
Afetlere Karşı Alınacak Önlemler ve Yeni Teknolojiler